Salı, Aralık 06, 2011

Helâl dairesi geniştir, keyfe kâfi gelir.

Helâl dairesi geniştir, keyfe kâfi gelir.

Helâl dairesi geniştir, keyfe kâfi gelir. Harama girmeye hiç lüzum yoktur.

Ferâiz-i İlâhiye ise hafiftir, azdır.

Allah’a abd ve asker olmak, öyle lezzetli bir şereftir ki, tarif edilmez.

Vazife ise, yalnız bir asker gibi, Allah nâmına işlemeli, başlamalı.

Ve Allah hesâbiyle vermeli ve almalı.

Ve izni ve kanunu dairesinde hareket etmeli, sükûnet bulmalı.

Kusur etse istiğfar etmeli :

Yâ Rab ! Kusurumuzu affet. Bizi kendine kul kabul et.

Emânetini kabzetmek zamanına kadar bizi emânette emîn kıl. Amin!”

demeli ve O'na yalvarmalı.

(Risâle-i Nur Külliyatı’ndan Sözler Risâlesi, Altıncı Söz, sh. 33) 


اشرح قلبي بالإيمان



اشرح قلبي بالإيمان

اشرح قلبي بالإيمان وأنر دربي يا رحمن

ربي انك انت الهادي في كل زمان ومكان

ايماني بك سر وجودي عند قيامي عند قعودي

او بصيامي لك وسجودي يا مبدع خلق الانسان

اشرح قلبي بالايمان وانر دربي يا رحمن

ربي انك انت الهادي في كل زمان ومكان

كيف يسير الكون الشاسع !

كيف ينير القمر الطالع !

كيف يطير الطير الوادع لولا فضلك يا منان !

اشرح قلبي بالإيمان و أنر دربي يا رحمن

ربي انك أنت الهادي في كل زمان ومكان

أنت البارئ أنت القاهر أنت الباسط أنت القاهر

أنت الواهب أنت الناصر

ارحمنا يا ذا الإحسان

 اشرح قلبي بالإيمان وأنر دربي يا رحمن

ربنا انك أنت الهادي في كل زمان ومكان

ربنا انك أنت الهادي في كل زمان ومكان


Pazartesi, Aralık 05, 2011

İnsan bir yolcudur.


İnsan bir yolcudur.

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحيمِ

وَمَا هٰذِهِ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا اِلَّا لَهْوٌ وَلَعِبٌ

وَاِنَّ الدَّارَ الْاٰخِرَةَ لَهِىَ الْحَيَوَانُ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ

İ’lem eyyühe’l azîz!

İnsan bir yolcudur. Sabâvetten gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre, kabirden haşre, haşirden ebede kadar yolculuğu devam eder. Her iki hayatın levazımatı, Mâlikü’l-Mülk tarafından verilmiştir. Fakat o levazımatı, cehlinden dolayı tamamen bu hayat-ı fâniyeye sarf ediyor. Halbuki, o levazımattan lâakal onda biri dünyevî hayata, dokuzu hayat-ı bakiyeye sarf etmek gerektir. Acaba birkaç memleketi gezmek için hükûmetten yirmi dört lira harcırah alan bir memur, ilk dahil olduğu memlekette yirmi üç lirayı sarf ederse, öteki yerlerde ne yapacaktır? Hükûmete ne cevap verecektir? Böyle yapan kendisine akıllı diyebilir mi?

Binaenaleyh, Cenâb-ı Hakk her iki hayat levazımatını elde etmek için yirmi dört saatlik bir vakit vermiştir. Çoğunu aza, azını çoğa vermek suretiyle, yirmi üç saat kısa ve fâni olan dünya hayatına, hiç olmazsa bir saati de beş namaza ve bâki ve sonsuz uhrevî hayata sarf etmek lâzımdır ki, dünyada paşa, âhirette gedâ olmasın!

 ‘’Bu dünyâ hayâtı bir eğlenceden, bir oyundan başka (şey) değildir. Âhiret yurdu (na gelince:) Şüphe yok ki o, (asıl) hayâtın tâ kendisidir, (keşke bunu) bilmiş olsalardı... ‘’

(Ankebût Sûresi 64. Âyet-i Kerîmesi )

 ( Risâle-i Nur Külliyatı’ndan Mesnevi-i Nurîye , Onuncu Risale sahife 223, Envar Yayınları )


Cenâb-ı Hakkın âtâ, kazâ ve kader namında üç kanunu vardır.

 

Cenâb-ı Hakkın â, kazâ ve kader namında üç kanunu vardır.

İ’lem eyyühe’l-aziz!

Cenâb-ı Hakkın â, kazâ ve kader namında üç kanunu vardır.

Atâ, kazâ kanununu; kazâ da, kaderi bozar.

Meselâ: Bir şey hakkında verilen karar, kader demektir.

O kararın infazı, kazâ demektir.

O kararın iptaliyle hükmü kazâdan affetmek, atâ demektir.

Evet, yumuşak bir otun damarları katı taşı deldiği gibi, atâ da kazâ kanununun

kat’iyetini deler. Kazâ da ok gibi kader kararlarını deler.

Demek, âtânın kazâya nisbeti, kazânın kadere nisbeti gibidir.

Â, kazâ kanununun şumulünden ihraçtır.

Kazâ da kader kanununun külliyetinden ihracıdır.

Bu hakikate vakıf olan ârif,

Yâ İlâhî! Hasenatım senin ândandır. Seyyiatım da senin kazândandır.

Eğer ân olmasaydı helâk olurdum” der.

( Risâle-i Nur Külliyatı’ndan Mesnevi-i Nurîye ,Onuncu Risale sahife 206, Envar Yayınları )

 


Pazartesi, Ağustos 16, 2010

SICAK HAVALAR HANGİ HASTALIKLARA SEBEP OLUYOR

Bu yaz özellikle herkesi aşırı derecede bunaltan sıcak, beyinle ilgili birçok ciddi hastalığı tetikleyebiliyor. Sıcak havalar aşırı terlemeye bağlı olarak, vücuttan su ve tuz kaybına yol açarak birçok sağlık problemine neden olabilir.

Bunun yanı sıra süreğen nörolojik hastalıkların ortaya çıkışını tetikleyebilir ya da bu tabloları ağırlaştırabilir.

Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı’ndan Yrd.Doç.Dr.Şevki Şahin sıcakların nörolojik hastalıklara etkisi hakkında önemli noktaların altını çiziyor…

İşte sıcakların beynimize etkisi;

Migren

Migren yirmili yaşlardan itibaren özellikle kadınlarda sıkça karşımıza çıkan bir sağlık problemidir. Beyin damarlarında ani olarak gelişen daralma ve onu takip eden genişleme atakları ile karakterizedir.

Sıcak havalarda bu genişleme güneş ışınlarına direkt olarak, uzun süreler maruz kalınması ile daha da artar. Gece boyunca sıcaklar yüzünden bozulan uyku düzeni migren ataklarını sıklaştırabilir.

Uyunan ortamın serinletilmesi, gündüz öğlen saatlerinde güneşten sakınmak, ara sıra ılık duşlar almak faydalı olacaktır.

Multipl Skleroz (MS)

MS genç erişkinlerde yani 20–40 yaş arası özellikle kadınlarda sık görülen ve genellikle ataklarla seyreden bir nörolojik hastalıktır.

MS Beyin ve omuriliğin (merkezi sinir sisteminin) bir hastalığıdır. MS beynin görme, konuşma, yürüme gibi fonksiyonlar üzerindeki kontrol kabiliyetini bozar.

Sıcak hava, sıcak banyo gibi durumlar MS atağını taklit eden durumlara yol açabilir. Ancak gerçek bir MS atağından bahsedebilmek için bulguların en az 24 saat sürmesi gereklidir.

Ilık su ile duş ve güneş ışınların dik olarak geldiği öğlen saatlerinde korunma önlemlerinin alınması en basit çözümlerdir.

Epilepsi (Sara)

Epilepsi her yaş gurubunda ve her iki cinsiyette de görülen sık bir nörolojik hastalıktır. Sıcak havalara maruz kalınan dönemlerde tıpkı migren atakları gibi epilepsi nöbetleri de tetiklenebilmektedir.

Yine sıcaklar nedeniyle gece bozulan uyku düzeni, sıvı kaybına bağlı olarak bozulan ilaç kan düzeyi dengesizlikleri de hastalığı olumsuz yönde etkileyebilmektedir.

Bu nedenle serinletici önlemlerin alınması, bol sıvı tüketilmesi ve diğer nöbet tetik faktörleri olan açlık, uzun saatler bilgisayar kullanımı gibi durumlardan, özellikle de sıcak dönemlerde uzak kalmak çok önemlidir.

İnme (Felç)

İnmeler sıklıkla 60 yaş üzeri insanları etkilese de yoğun sıcaklar, alkol ve sigara gibi diğer risk faktörlerine eş zamanlı olarak maruz kalınması ile daha erken yaşlarda da karşımıza çıkabilmektedir.

Tansiyon ve kalp hastalığı olanların sıcak dönemlerde ilaçlarını düzenli kullanmaları, bol sıvı tüketmeleri, sıcak saatlerde güneşten uzak durmaları en önemli önlemlerdir.

Klima kullanımına bağlı gelişen nörolojik sorunlar

Sıcak havalarda kurtarıcı olarak görülen klimalar birçok enfeksiyon hastalığının ortaya çıkışını kolaylaştırabildiği gibi nörolojik sorunlara da yol açabilmektedir.

Boyun ve bel tutulmaları bu sorunların başında gelir. Bunun haricinde azımsanmayacak ölçülerde yüz felci vakaları da karımıza çıkmaktadır.

Bu nedenle özellikle vücudun terli ve sıcak olduğu dönemlerde klimaların verdiği serin havaya direk maruz kalmaktan kaçınmak en önemli tedbirdir.


HURMA DİYETİ BİLİMSEL ARAŞTIRMA KONUSU OLDU

Ayda 4 kilo verdiren hurma diyeti

Sabah, öğlen ve akşam yemeğinden bir saat önce üç hurma yenilerek yapılan diyetle daha hızlı kilo verdirdiği belirtilen hurma diyeti bilimsel araştırma konusu oldu.

Yemeklerden bir saat önce hurma yiyerek ayda dört kilo veren hastalar incelemeye alındı. Tok tutma özelliği nedeniyle önerilen hurma, içinde her türlü vitamini bulundurduğu için tavsiye ediliyor.

Araştırmayı yapan uzmanlar, Ramazan ayında hurma ile orucun açılmasını da öneriyorlar. Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi, hurma diyetini bilimsel olarak araştırıyor.

Araştırma başkanlığını yürüten Ümraniye Eğitim Araştırma Hastanesi 2'nci Dahiliye Klinik Şefi Doç. Dr. Mesut Başak, "Obez hastalarımız beslenme programlarında hiçbir değişiklik yapmadan yemeklerden önce yalnızca üç hurma yedi. İki ayda bu şekilde sekiz kilo verebildiler" dedi.

Sabah, öğlen ve akşam yemeğinden bir saat önce üç hurma yenilerek yapılan diyetin iştah kestiği, tok tuttuğu, bağırsak hareketlerini hızlandırarak daha hızlı kilo vermeyi sağladığı iddia ediliyor. Şimdi tıbbi verilerle de bu kanıtlanmaya çalışılacak.

RAMAZAN AYI’ NDA SAHURDA DA HURMA YİYİN

Hurma diyetine başlamak için ramazan ayının son derece uygun olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Mesut Başak, şunları söyledi: "Ramazanda oruç tutan herkese hurma ile oruçlarını açmalarını öneriyorum. İftarda hemen yemek yemek yerine üç hurma yiyip su içtikten sonra bir saat beklemelerini tavsiye ediyorum. İftarlarını bu bir saatten sonra yaparlarsa mideleri açlıktan sonra hazırlık dönemine girer. Çok daha rahat ederler. Çok daha az yemekle çok daha uzun süre tok kalabilirler. Ramazanda bağırsak sorunu yaşayanlar için de çok rahatlatıcı olur. Ayrıca bu sayede kilo da verebilirler. Sahurda da yine yemekten bir saat önce hurma yenmesini öneriyorum. Böylece gün boyunca daha rahat tok kalabilirler."

HURMANIN İÇİNDE ŞEKER,PROTEİN VE YAĞ VAR

Araştırma kapsamında hurmanın yapısı da incelenmiş. Ortaya çıkan veriler hurmanın ne kadar zengin bir besin olduğunu gösteriyor. 100 gram hurmanın içinde 65 gram karbonhidrat, 2 gram protein ve 0.5 gram yağ buluyor. İçinde frutoz şeker bulunduğu için şeker hastaları için de hiçbir zararı bulunmadığı öne sürülüyor. Şeker, protein ve yağ bulunan tek gıda olduğu için son derece yararlı olduğu savunuluyor.

İçindeki yüzde 21 oranındaki lif, bağırsak hareketlerinin düzenlenmesine yardımcı oluyor, kabızlığı önlüyor. A,D,B1, B6, C vitaminlerinin yanı sıra antioksidan vitaminlerin çoğuna sahip.

Demir, magnezyum, çinto gibi minerallerin yanı sıra sodyum, patosyum ve kalsiyum da bulunuyor. Bütün bu olumlu yanlarına rağmen hurmada hiç kolesterol bulunmuyor.


Pazartesi, Aralık 28, 2009

Duanın Kabul Edildiği Bazı Mekanlar

Dua için, kabul edilmesinin umulduğu bazı mekânlar (yerler) vardır.

a) Mescid-i Haram
b) Mescid-i Nebevi
c) Mescid-i Aksa

Mesela:
1- Kâbe görüldügü ân,

2- Üç büyük mescid görüldüğü ân,

3-En’am suresinin 124 cü ayetinde bulunan iki lafzatullah arasında durulup dua edildiği zaman.

4-Tavafta yapılan dua

5- Mültezemde ( Kâbenin kapısında) yapılan dua

6- Zemzem kuyusunun yanında

7-Zemzem suyunu içerken

8- Safâ ve Merve tepeleri üzerinde

9- Safâ ile Merve arasında sa’y yaparken

10- Makamı İbrahimin arkasında

11- Arafatta

12- Müzdelifede

13- Minada

14- Üç cemerâtta; Haccda üç yerde şeytana taş attıktan sonra

15- Peygamberler (a.s.) Hazretlerinin kabirlerinin yanında okunan dualar makbuldür.

16- Salihlerin kabirlerinin yanında okunan dualar.
Ehlince bilinen şartlara riayet edildiği zaman, Salihlerin ( Evliyanın) kabirleri yanında yapılan duaların kabul olduğu tecrübeyle sabittir.

Ruhu’l Beyan Tefsiri Tercümesi c.2 sh.(364-365)


Pazar, Aralık 20, 2009

Nisâ Sûresi’ndeki Her Şeyden Hayırlı 8 Âyet

Nisâ Sûresi’ndeki Her Şeyden Hayırlı 8 Âyet

Tercümân-ül Kur’an Lakaplı sahabi Abdullah İbn-i Abbas (r.a) demiştir ki :

‘’Nisa Suresi’ndeki bu 8 ayet dünya ve içindeki her şeyden hayırlıdır. ‘’

(İsmail Hakkı Bursevî (k.s.)Ruhu’l Beyân Tefsiri ,Tevbe Suresi)

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمـَنِ الرَّحِيمِ

يُرِيدُ اللّهُ لِيُبَيِّنَ لَكُمْ وَيَهْدِيَكُمْ سُنَنَ الَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ وَيَتُوبَ عَلَيْكُمْ

وَاللّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ

Nisa Suresi 26. Âyet :

Allah size (bilmediklerinizi) açıklamak ve sizi, sizden önceki (iyi) lerin yollarına iletmek ve sizin günahlarınızı bağışlamak istiyor. Ve Allah Teâlâ alîmdir, hakîmdir.

وَاللّهُ يُرِيدُ أَن يَتُوبَ عَلَيْكُمْ وَيُرِيدُ الَّذِينَ يَتَّبِعُونَ الشَّهَوَاتِ أَن تَمِيلُواْ مَيْلاً عَظِيمًا

Nisa Suresi 27. Âyet :

Allah sizin tevbenizi kabul etmek ister; şehvetlerine uyanlar (kötü arzuların esiri olanlar) ise büsbütün yoldan çıkmanızı isterler.

يُرِيدُ اللّهُ أَن يُخَفِّفَ عَنكُمْ وَخُلِقَ الإِنسَانُ ضَعِيفًا

Nisa Suresi 28. Âyet :

Allah sizden (yükünüzü) hafifletmek ister; çünkü insan zayıf yaratılmıştır.

إِن تَجْتَنِبُواْ كَبَآئِرَ مَا تُنْهَوْنَ عَنْهُ نُكَفِّرْ عَنكُمْ سَيِّئَاتِكُمْ وَنُدْخِلْكُم مُّدْخَلاً كَرِيمًا

Nisa Suresi 31. Âyet :

Eğer nehyedilmiş olduğunuz günahların büyüklerinden kaçınırsanız sizden kabahatlerinizi kefaretlendirir ve sizleri bir kerîm mahalle girdirir.

إِنَّ اللّهَ لاَ يَظْلِمُ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ وَإِن تَكُ حَسَنَةً يُضَاعِفْهَا وَيُؤْتِ مِن لَّدُنْهُ أَجْرًا عَظِيمًا

Nisa Suresi 40. Âyet :

Şüphe yok ki Allah zerre miskali zulmetmez ve eğer bir hasene olursa onu kat kat artırır bir de tarafından azîm bir ecir verir (kendi katından büyük bir mükafat verir.).

إِنَّ اللّهَ لاَ يَغْفِرُ أَن يُشْرَكَ بِهِ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذَلِكَ لِمَن يَشَاء

وَمَن يُشْرِكْ بِاللّهِ فَقَدِ افْتَرَى إِثْمًا عَظِيمًا

Nisa Suresi 48. Âyet :

Şüphe yok ki Allah Teâlâ, zât-ı ulûhiyetine şerik ittihaz edilmesini (kendine şirk koşulmasını) mağfiret etmez.Ondan berisini dilediğine mağfiret buyurur. Her kim Allah Teâlâ'ya şerik koşarsa muhakkak pek büyük bir günah ile iftirada bulunmuş olur.

وَمَن يَعْمَلْ سُوءًا أَوْ يَظْلِمْ نَفْسَهُ ثُمَّ يَسْتَغْفِرِ اللّهَ يَجِدِ اللّهَ غَفُورًا رَّحِيمًا

Nisa Suresi 110. Âyet :

Her kim bir kötülük yapar veya nefsine zulüm eder de sonra Allahu Teâla’nın mağfiretine sığınırsa Allahu Teâla’yı Ğafur, Rahîm bulur.

إِنَّ اللّهَ لاَ يَغْفِرُ أَن يُشْرَكَ بِهِ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذَلِكَ لِمَن يَشَاء

وَمَن يُشْرِكْ بِاللّهِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلاَلاً بَعِيدًا

Nisa Suresi 116. Âyet :

Şüphe yok ki,Allahu Teâla, kendisine şirk koşulmasını mağfiret etmez.Ondan berisini ise dilediği kimseye mağfiret buyurur. Ve her kim Allah'u Teâla’ya şirk koşarsa hakikatte pek uzak bir dalâlete sapmıştır .


Nisâ Sûresi 122. Âyet-i Kerîmesi ve Meâli Şerifi

Nisâ Sûresi 122. Âyet-i Kerîmesi ve Meâli Şerifi

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمـَنِ الرَّحِيمِ

وَالَّذِينَ آمَنُواْ وَعَمِلُواْ الصَّالِحَاتِ سَنُدْخِلُهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا وَعْدَ اللّهِ حَقًّا وَمَنْ أَصْدَقُ مِنَ اللّهِ قِيلاً

Ve o kimseler ki imân ettiler, ve iyi işler yaptılar. Onları altlarından ırmaklar akan cennetlere orada ebedî olarak kalıp durmak üzere elbette girdireceğiz. Hakkâ ki Allah Teâlâ'nın vaadi. Allah Teâlâ'dan daha gerçek sözlü kim vardır?

But those who believe and do deeds of righteousness- We shall soon admit them to Gardens, with rivers flowing beneath- to dwell therein forever. Allah's promise is the truth, and whose word can be truer than Allah's?


Pazartesi, Kasım 30, 2009

10 şey olmaksızın 10 şeyin faydası olmaz!

1. Günah ve harama düşme endişesiyle şüpheli şeylerden uzak durmadıkça, aklın faydası olmaz.

2. İlim olmadıkça, erdemin faydası olmaz.

3. Allah’a karşı alçak gönüllü bir duyarlılık, sevgi ve ürperti duyguları taşımadıkça kurtulmanın faydası olmaz.

4. Adalet olmadıkça, yönetimin faydası olmaz.

5. Edep olmadıkça, asaletin faydası olmaz.

6. Güvenlik olmadıkça, sevincin faydası olmaz.

7. Cömertlik olmadıkça, zenginliğin faydası olmaz.

8. Kanaat olmadıkça, fakirliğin faydası olmaz.

9. Alçak gönüllülük olmadıkça, yükselmenin faydası olmaz.

10. Allah’ın başarıya ulaştırması olmadıkça çalışmanın faydası olmaz.

Hz. Ömer (r.a.)


Salı, Nisan 14, 2009

Riyazu's Salihin_1328-1329-1330 Nolu Hadisler


بسم الله الرحمن الرحيم وبه نستعين


الحمد لله والصلاة والسلام على رسول الله وعلى آله وأصحابه أجمعين


1328وعن سهْلِ بنِ سعد رضي اللَّه عنْهُ قال :


 قال رسُولُ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم :


« ثِنَتانِ لا تُرَدَّانِ ، أوْ قَلَّمَا تُردَّانِ :


الدُّعَاءُ عِنْد النِّدَاءِ وعِند البأْسِ حِينَ يُلْحِمُ بَعْضُهُم بَعضاً » .


رواه أبو داود بإسناد صحيح .


1328. Sehl İbni Sa'd radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre,


Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:


"İki dua reddolunmaz veya pek nadir reddolunur: Bunlar ezan okunurken yapılan dua ile savaş anında düşmanla boğaz boğaza gelindiği sırada yapılan duadır."


Ebû Dâvûd, Cihâd 39


Açıklamalar :


Duanın daha çok makbul olduğu ve reddolunmayacağı anlar ve mekânlar bulunduğunu Peygamber Efendimiz'in bir çok hadislerinden öğrenmekteyiz. Ezan okunurken veya kâmet getirilirken yapılan dualar ile cihad meydanında düşmanla gırtlak gırtlağa gelindiği, her iki tarafın kılıç veya süngüleri ya da herhangi bir savaş aletiyle yüzyüze geldikleri anda yapılan duanın da reddolunmadığını bu hadis  bize haber vermektedir. Ezanın ve kâmetin faziletini, Allah'a bir çağrı oluşunu ve şeytanın onlardan nasıl kaçtığını daha önce ilgili bahiste açıklamıştık. (1035-1043 numaralar arasındaki hadislere bakılabilir). Cihadın ne derece faziletli bir amel olduğunu da bu bahiste yeterince öğrenmiş bulunmaktayız. Şu halde faziletli işler ve ameller anında yapılan dualar daha çok kabule şayandır. Riyazu’s Salihin Kitabımızın dualarla ilgili bölümünde gecenin karanlığı, seher vakti, secde anı ve farz namazların arkası gibi daha bir çok makbuliyet anları ve mekanları olduğunu belirten hadisler göreceğiz. Özellikle 1499-1505 numaralar arasındaki hadislere bakılmalıdır.


Hadisten Öğrendiklerimiz :


1. Duanın daha çok makbul olduğu ve reddolunmadığı anlar ve mekanlar vardır.


2. Duanın reddolunmayıp kabul olduğu anlardan biri de ezan ve kâmet vakti ile savaşta düşmanla boğaz boğaza gelindiği andır.


1329وعَنْ أنسٍ رضي اللَّه عنْهُ قال :


كانَ رسُولُ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم إذا غَزَا قال :


« اللَّهُمَّ أنت عضُدِي ونَصِيري ، بِك أَجُولُ ، وبِك أصولُ ، وبِكَ أُقاتِل »


رواهُ أبو داود ، والترمذيُّ وقال : حديثٌ حسنٌ .


1329. Enes radıyallahu anh şöyle dedi:


Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem gazâya çıktığı zaman şöyle dua ederdi:


" Allahümme ente adudî ve nasîrî, bike ehûlü ve bike esûlü ve bike ukâtilü " Allah'ım! Benim dayanağım ve yardımcım sadece sensin. Senin sayende hareket ediyorum; senin yardımın sayesinde düşmana hücum ediyorum; senin verdiğin güç ve kuvvet sayesinde düşmanla savaşıyorum."


Ebû Dâvûd, Cihâd 90; Tirmizî, Da'avât 121


Bir sonraki hadis ile beraber açıklanacaktır.


1330وعَن أبي مُوسى ، رضي اللَّه عنْهُ ،


أنَّ النبي صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم كانَ إذا خَاف قوماً قال :


« اللَّهُمَّ إنَّا نَجعَلُكَ في نُحُورِهِم ، ونَعُوذُ بِكَ مِنْ شُرورِهِم »


رواه أبو داود بإسناد صحيحٍ .


1330. Ebû Mûsâ radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre,


Nebî sallallahu aleyhi ve sellem bir topluluktan endişe duyduğu zaman şöyle dua ederdi:


" Allahümme innâ nec‘alüke fî nühûrihim ve ne‘ûzü bike min şürûrihim " Allahım! Senin korumanı onlara karşı siper ediniyoruz. Onların şerlerinden sana sığınıyoruz."


Ebû Dâvûd, Vitir 30


Açıklamalar :


Peygamber Efendimiz çeşitli durum ve şartlara göre farklı dualar yapmış ve bunları ashâbına öğretmiştir. Sahâbe-i kirâm da öğrendikleri bu duaları kendilerinden sonraki nesillere öğretip belletmişler ve böylece zamanımıza kadar ulaşmasını sağlamışlardır. Allah onların hepsinden razı olsun. Dualar sadece hadislerde değil, aynı zamanda yüce kitabımız Kur'an'da da yer alır. Kur'ân-ı Kerîm bize daha önceki peygamberlerin dualarını da öğretir. Sevgili peygamberimizin sıkça yaptığı dualar daha sonraki dönemlerde me'sûr, yani Resûl-i Ekrem'den sünnet olarak nakledilen dualar şeklinde hem hadis kitaplarımızın ilgili bölümlerinde hem de dua ile ilgili müstakil eserlerde yer aldı. En yaygın olanlar ve en çok bilinenler dua demetleri olarak, herkesin ezberleyebileceği miktarda küçük kitapçıklar haline de getirildi. Tarikat mensuplarının günlük olarak okumayı itiyat edindikleri dualar da seçilmiş me'sûr dualardan yani Peygamber Efendimiz'in dualarından oluşur. Dilimizde daha çok "dua mecmuası" adı altında gördüğümüz kitaplar da bu sınıfa dahildir. Bütün bunlar şu gerçeği ortaya koyar: Müslümanın her işi, her hâli ve her anı Allah iledir. Çünkü dua Allah'a yakarış, O'na yöneliştir. Böylelikle kişi kendisini emniyette ve Allah'ın koruması altında hisseder ve hayatını buna göre sürdürür. Çünkü kul bu dualarda geçen Allah'ın güzel isimleri sayesinde korunur; onlarla Allah'a sığınır ve onlarla Allah'a yönelir.


Hz.Peygamberimiz'in cihada çıkarken okuduğu duanın ne büyük bir yakarış ve teslimiyet ifadesi olduğunu açıkça görmekteyiz. İnsan ne kadar güç ve kuvvet sahibi olsa, ne kadar harp araç ve gereçlerine sahip bulunsa, Allah'ın desteği ve yardımı olmaksızın zafer kazanması mümkün değildir. Nitekim sayı ve kuvvetçe düşman ordularıyla kıyaslanmayacak derecede az olan nice İslâm ordularının kâfirleri yenip bozguna uğrattığı tarihimizin şehâdetiyle sabittir. Allah'ın yardımı ve desteği olmadan bu savaşların kazanılması mümkün değildir. Düşmanların müslümanlara karşı hazırladığı pek çok hile ve tuzaklar vardır. İnsan bunların her birini hissedip ona göre tedbir almaya güç yetiremeyebilir. Fakat yardımcısı Allah olan bir kimse  ve bir topluluk Cenâb-ı Hakk'ın izni ve inâyetiyle bu hile ve tuzaklardan kurtulur,  kâfirlere üstünlük sağlar. İşte bütün bunların gerçekleşmesine vesile olacak işlerden biri de duadır. Düşmanla savaşmak mecburiyeti hasıl olunca, bize düşen vazife bütün maddî hazırlıkları yapmak, gerekli tedbirleri almak ve bu yönde elden geldiğince gayret gösterip en küçük bir ihmale yer vermemektir. Bu tedbir ve hazırlıklar tamamlandıktan sonra da gönülden ve hâlis bir niyetle Cenâb-ı Hakk'ın yardım ve desteğini talep etmemiz gerekmektedir. Bu sonuncu görev en az birinciler kadar önemli olup, zafere ulaşmanın manevî gücüdür. Cihadla ilgili âyet ve hadislerde bu iki önemli alana aynı şekilde değer vermemiz gerektiği bize öğretilmektedir. Peygamberler de bir beşerdir. Birtakım şerli insanlardan ve onların şerlerinden endişe etmeleri, korku duymaları tabiîdir. Bu onların kahramanlıklarına ve Allah'a karşı sonsuz tevekkül içinde olmalarına aykırı bir durum değildir. Ayrıca insanların ve toplumların başına bu gibi haller geldiğinde ne yapacakları, nasıl davranacakları hususunda onları eğitip öğretmenin de bir vesilesidir. Peygamber Efendimiz bu hususlarda ashâbını ve ümmetini uyarmış ve onlara yol göstermiştir.


Hadislerden Öğrendiklerimiz :


1. Peygamber Efendimiz çeşitli zaman ve mekânlarda, o günün şartlarına uygun çeşitli dualar yapmıştır.


2. Dua, kulun elinden geldiğince tedbir almasına ve gerekli hazırlıkları yapmasına mani değildir.


3. Allah'a tam bir güven ve sarsılmaz bir iman içinde dua edilmelidir.


4. Zorluk, güçlük, sıkıntı ve darlık zamanlarında dua etmek daha faziletlidir.


5. Bir beşer olmaları hasebiyle peygamberlerin de korku ve endişe duymaları tabiîdir.




 


Riyazu's Salihin_1327 Nolu Hadis



بسم الله الرحمن الرحيم وبه نستعين


الحمد لله والصلاة والسلام على رسول الله وعلى آله وأصحابه أجمعين


1327- وعنْ عبْدِ اللَّهِ بن أبي أوْفَى رضي اللَّه عنْهُما أنَّ رسُول اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم في بعضَ أيَّامِهِ التي لَقِي فِيهَا العدُوَّ انتَظر حتى مَالتِ الشَّمسُ ، ثُمَّ قام في النَّاس فقال : « أَيُّهَا النَّاسُ، لا تَتَمنَّوْا لِقَاءَ العدُوِّ ، وَسلُوا اللَّه العافِيةَ ، فإذا لقِيتُمُوهُم فَاصبِرُوا ،


واعلَمُوا أنَّ الجَنَّةَ تَحْتَ ظِلالِ السُّيوفِ » ثم قال :


« اللَّهُمَّ مُنْزِلَ الكتاب ومُجرِيَ السَّحابِ ، وهَازِمَ الأَحْزَابِ اهْزِمهُم وانْصُرنَا علَيهِم »


متفقٌ عليه .


1327. Abdullah İbni Ebû Evfâ radıyallahu anhümâ' dan rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem  düşmanla karşılaştığı günlerden birinde güneş batıya meyledinceye kadar bekledi. Sonra ashâbın arasında ayağa kalktı ve:


"Ey müslümanlar! Düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyiniz; Allah'tan afiyet dileyiniz. Fakat düşmanla karşılaşınca da sabrediniz. Biliniz ki cennet kılıçların gölgesi altındadır" buyurdu.


Resûl-i Ekrem sonra sözüne devamla şöyle dua etti:


"Ey Kur'an'ı indiren, bulutları gökyüzünde gezdiren ve düşman saflarını darmadağın eden Allah'ım! Şu düşmanları perişan et ve bizi onlara karşı muzaffer kıl."


( Buhârî, Cihâd 112; Müslim, Cihâd 20. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Cihâd 89 )


Açıklamalar :


Düşmanla karşılaşmayı temenni etmek, bunu arzulamak, savaşı temenni edip arzulamak anlamına gelir. Müslümanların böyle bir tavır içinde bulunmaları düşünülemez. Çünkü dinimizde asıl olan sulh ve sükûn halinin devamıdır. Savaş gelip geçici bir durum olup, zaruret halinde başvurulan ve bazı kere kaçınılması mümkün olmayan bir haldir. Düşmanla karşılaşmayı temenni etmenin bir başka sebebi de, ona karşı üstünlük taslamak, kendine aşırı derecede güven duygusu içinde olmak,  gücüne ve kuvvetine güvenmektir. Oysa bunların her biri dinimizde hoş görülmeyen hasletlerdir. Ayrıca zulmün çeşitlerinden biridir. Allah zulmün her çeşidini yasakladığı gibi, mazluma yardıma da kefildir. Bir başka açıdan  bakılınca  düşmanı hafife alıp hiçe saymak, onunla alay etmek anlamına da gelir. Bu ise ihtiyat hâli ve tedbiri elden bırakmama prensibine aykırıdır. Nitekim Huneyn Gazvesi'nde müslümanlara kendini beğenme ve böbürlenme duygusu hakim olmuştu. Bu durum onların savaşın başında bozguna uğramalarına sebep oldu. Sonradan kendilerine geldiler, bu sayede Allah'ın yardımı onlara  yetişti ve büyük bir hezimetten kurtuldular. Bundan alınacak ders şu idi: Mü'minler, bu günün tabiriyle en teknik ve modern silahlara ve üstün vurucu gücü bulunan  ordulara da sahip olsalar, kendi güç ve kuvvetlerine değil, daima Allah'a güvenmelidir. Çünkü O'nun gücü karşısında durup tutunacak bir başka güç olamaz.


Müslümanlar şayet bir temennide bulunacaklar ve Allah'tan bir şey isteyeceklerse, âfiyet istemelidirler. Allah'tan âfiyet temenni etmekle ilgili pek çok hadisler vardır. Âfiyet, bedene ait bütün iç ve dış hastalıklarla, din, dünya ve âhirete ait tüm kötülüklerden ve arzu edilmeyen şeylerden kurtulmayı dilemektir. Bu dilek ve temennilere rağmen, düşmanla karşılaşıp savaşmak zorunda kalmak, kaçınılmaz bir netice olarak karşımıza çıkabilir. İşte o zaman müslümanlara düşen görev artık sabredip, kararlı bir tarzda düşmanın karşısında metin bir kale gibi durmak olmalıdır.


Sabır, dinimizin en önemli disiplinlerinden biridir. Sabır imtihanı da en zor imtihanlardandır. Belâ ve musibetlere sabır hususunda herkes bir değildir. Bu sebeple olmalıdır ki Hz. Ebû Bekir: "Bana göre âfiyette olup şükretmem, imtihana tabi tutulup sebretmemden daha makbuldür" demiştir. Açıklamakta olduğumuz bu hadîs-i şerîf düşmanla karşılaşma mukadder olunca, onların karşısında sabırla savaşmaya teşvik etmektedir. Çünkü savaşın en temel esası ve zafere ulaşmanın şartı sabırdır.


Kur'ân-ı Kerîm'in Enfâl Sûresi’ndeki şu âyetleri savaş âdâbını ihtivâ etmesi açısından bizim iyice düşünmemiz gereken yüce hikmetler ihtivâ eder:


بسم الله الرحمن الرحيم


يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إِذَا لَقِيتُمْ فِئَةً فَاثْبُتُواْ وَاذْكُرُواْ اللّهَ كَثِيرًا لَّعَلَّكُمْ تُفْلَحُونَ


" Ey imân edenler! Bir tâife ile karşılaştığınız zaman artık sebat ediniz ve Allah Teâlâ'yı zikrediniz. Tâ ki felâh bulasınız. "


وَأَطِيعُواْ اللّهَ وَرَسُولَهُ وَلاَ تَنَازَعُواْ فَتَفْشَلُواْ وَتَذْهَبَ رِيحُكُمْ وَاصْبِرُواْ إِنَّ اللّهَ مَعَ الصَّابِرِينَ


" Ve Allah Teâlâ'ya ve Resûlüne itaat edin ve ihtilâfta bulunmayın, sonra devletiniz gidiverir ve sabrediniz. Şüphe yok ki Allah Teâlâ sabredenler ile beraberdir. "



وَلاَ تَكُونُواْ كَالَّذِينَ خَرَجُواْ مِن دِيَارِهِم بَطَرًا وَرِئَاء النَّاسِ وَيَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ اللّهِ


وَاللّهُ بِمَا يَعْمَلُونَ مُحِيطٌ


" Ve o kimseler gibi olmayınız ki yurtlarından çalım satarak ve nâsa gösteriş yaparak ve Allah yolundan menederek çıktılar. Allah Teâlâ ise ne yaptıklarını tamamıyla kuşatıcıdır. "  [Enfâl sûresi, 45-47.Ayet-i Kerîme Meâli]:


Hayatımızın her alanında sabra ihtiyacımız varsa da, Allah yolunda cihad, sabrın en çok  gerektiği yerdir. Çünkü dünyada elde edilen  zaferi, nefisle mücâhedeyi ve âhirette cenneti kazanma alanı cihad meydanıdır. Bu sebeple Resûl-i Ekrem Efendimiz, cennetin kılıçların gölgesi altında olduğunu burada bir kere daha hatırlatmışlardır. Daha önce 1305 numaralı hadisi açıklarken bunun mahiyetine işaret etmiştik. Kitabımızın 26 ile 54 numaralı hadisleri arasında da sabır bahsi etraflıca ele alınmıştı.


Dua, mü'minin en önemli silahıdır. Çünkü dua, Allah'ı davet edip hâlini ona arzetmek ve yardımını niyâz etmektir. İnsan, her zaman Allah'a muhtaçtır ve her insanın duaya ihtiyacı vardır. Onun için bütün dinlerde doğru veya yanlış dua geleneği vardır. Fakat cihad gibi bir can pazarında dua daha çok önem kazanır. Bu sebeple Resûl-i Ekrem Efendimiz ashâbına cihadın duasını da öğütleyip öğretmiştir.


« اللَّهُمَّ مُنْزِلَ الكتاب ومُجرِيَ السَّحابِ ، وهَازِمَ الأَحْزَابِ اهْزِمهُم وانْصُرنَا علَيهِم »


"Allahümme münzile'l-kitâbi ve mücriye's-sehâbi ve hâzime'l-ahzâbi ihzimhüm ve'nsurnâ aleyhim"


"Ey Kur'an'ı indiren, bulutları gökyüzünde gezdiren ve düşman saflarını darmadağın eden Allah'ım! Şu düşmanları perişan et ve bizi onlara karşı muzaffer kıl."


Resûlullah (s.a.v) Efendimiz bu duâyı Hendek Gazvesi'nde öğretmişti.


Hadisten Öğrendiklerimiz :


1. Düşmanla karşılaşmayı ve savaşı temenni etmemek gerekir.


2. Kaçınılmaz olarak savaş başa gelince, sabretmek ve cihadı en mükemmel şekilde yapmak üstün bir fazilettir.


3. Sabır, zafere ulaşmanın temel şartıdır.


4. Allah'tan âfiyet dilemelidir. 


5. Dua mü'minin en önemli silahıdır ve insanın her zaman duaya ihtiyacı vardır.


6. Cihad meydanı duaya en çok muhtaç olduğumuz yerlerden biridir.