Pazartesi, Mart 30, 2015

Çağımızın Evlilikleri Neden Kısa Sürüyor

                                                                                                         Banu YAŞAR
Psikolog-Psikoterapist
Boşanma; hayat boyu süreceği, her zaman birlikte ve birbirine destek olunacağı inancıyla kadın ve erkek tarafından kurulmuş aile müessesinin sona erişinin hukuksal sürecini ifade etmektedir. Boşanma hukuki, psikolojik ve sosyal bir süreçtir. Eşler ve çocuklar için çoğunlukla travmatik olabilen bir olgudur. Çoğu zaman evliliklerdeki problemler, eşlerin çabaları ile düzeltilebilmektedir. Profesyonel yardım alınarak da düzelen evlilikler olmaktadır. Tüm bu çabalar sonuç vermiyorsa ve çatışma gerek eşler gerekse çocuklar üzerinde düzeltilmesi imkânsız yıkımlara yol açıyorsa, boşanma kaçınılmaz olmaktadır. Kuşkusuz boşanma, psikolojik, sosyal ve ekonomik boyutlarıyla eş ve çocukların hayatlarını büyük oranda değiştirecektir. Eş ve çocukların hayatlarının nasıl etkileneceği, eşlerin boşanma esnasındaki tutumlarına bağlıdır.
Evlilik birliğinin sona ermesindeki sebep ve yöntem ne olursa olsun, önemli olan, bu noktada ortaya çıkan sorunlarla nasıl baş edileceğidir. Evlilikten boşanmaya geçiş süreci, kuşkusuz zor ve streslidir. Çocukların ve eşlerin bundan sonraki süreçte hayatlarını nasıl sürdüreceklerine dair sağlıklı kararların alınmasını gerektiren bir durumdur. Evliliğin sona ermesi aile bireylerini olumsuz etkilediği gibi, boşanmalardaki hızlı artış oranı da toplumsal olarak bozulmaya ve sağlıklı nesillerin yetişmesine engel olmaktadır. Eşlerin ruh sağlıklarını korumaları, çocukların uyumlu bir kişilik yapısı oluşturmaları açısından bu sürecin en az zararla atlatılması en ideal olanıdır.
Çocukların kavga, şiddet ve olumsuz şartların içinde büyümeleri mi, yoksa her şeye rağmen aile çatısı altında gelişmeleri mi daha sağlıklıdır? Bu soru her zaman için tartışma konusu olmuştur. Burada aranacak kriter sorunun niteliği ile ilgili olacaktır. Eşler arasındaki anlaşmazlığın derecesi, eşlerin bu durumu düzeltmek için ne kadar çaba sarf ettikleri ve çözüm arayışında olup olmadıkları da önem kazanmaktadır. Ailede eşler arasındaki sorunların çok yoğun olması, çocukların bu konuda dikkate alınmaması, fiziksel şiddetin olması ve bu duruma çocukların sürekli maruz kalması durumunda çocuklarda güven ve kişilik sorunları da baş gösterecektir.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre, özellikle 1990’lardan sonra ülkemizdeki boşanma oranlarında hızlı bir artış gözlemlenmiştir. Bunun yanında yine bu verilere göre, 6 ile 10 yıllık evli çiftler arasındaki boşanma oranı son 10 yıllık dönemde yüzde 88.5 oranında artış gösterirken, çocuksuz evliliklerde boşanma oranının, çocuklu evliliklere göre daha çok olduğu görülmektedir.
Boşanmanın Başlıca Sebepleri
Evlilik kurumunun bitmesine sebep olan birçok etken vardır. Bunlar zamanın ilerlemesi ve çağın değişimi ile birlikte farklılaşmaktadır. Bundan 20 sene önce boşanma sebebi olmayan durumlar, zamanın değişimiyle, boşanmaya sebep olabilmektedir.
Yaşanılan toplumun özellikleri, yaygın değerleri, çağın getirdiği değişimler, ekonomik sebepler, bireysel problemler, iletişime dair problemler gibi birçok unsur boşanamaya sebep olabilmektedir. Kişisel ihtiyaçların ve önceliklerin değişimi, evlilikten beklentilerin artması da boşanma sebebi olabilmektir. Boşanmaların başlıca sebeplerini şöyle sıralamak mümkündür:
I. Ekonomik nedenler
Yapılan araştırmalar göz önüne koyuyor ki; ekonomik yönden gelişmiş olan ülkelerde boşanma oranları daha yüksek olmaktadır. Bunun sebebi, ekonomik kalkınmasını tamamlamış ülkelerde genellikle kadınların da çalışıyor ve dolayısıyla belli bir kişiye bağlı olmadan da hayatlarını kazanabiliyor olması gösterilebilir. Kadın, eğer evlilikte aradığını bulamazsa, boşanma kararını vermek için ekonomik özgürlüğü olmayan kadından daha az düşünüyor.
Boşanmaların sebebi ile ilgili sosyolojik araştırma sonuçlarına göre, kadınların ekonomideki rolü ve yeri artmış, kadınlar iş hayatının içine girmiş ve ekonomik özgürlüklerini elde etmişlerdir. Çağın sosyal ve ekonomik getirileri günümüz evliliklerini daha sıkıntılı hale getirmiş, artan stres, kadın ve erkeğin evin dışında çalışması, ev ile ilgili sorumluluklar, çocukların bakımı ve eğitimi gibi konular eşler arasında problemlerin çıkmasına yol açmıştır.
Ayrıca toplumsal olarak boşanmaya dair bakış açısı da değişmiştir. Sert ve katı olan bakış açısı yumuşamış, boşanma olgusu kabul edilebilir ve onaylanabilir hale gelmiştir. Hatta çoğu zaman eskinin toparlayıcı tutumu yerine, boşanmayı destekleyici tavırlar oluşmaya başlamıştır.
Ayrıca kadının kocasından daha prestijli bir işte çalışıyor olması geleneksel kadın-erkek güç dengesini bozarak erkeğin kendini yetersiz hissetmesine yol açmış ve bazı evliliklerde sorun teşkil etmiştir.
II. Eşlerin ebeveynlerinin evlilikleri
Yapılan aile araştırmalarına göre, boşanmış ebeveynlerin çocuklarının da boşanma eğiliminde olduğu gözlemlenmiştir. Ebeveynin kişilik özelliklerinin, sorunlarının ve uyum becerilerinin genetik yolla çocuklarına geçmesi, onların da evliliklerinde benzer sorun örüntüleriyle karşılaşmasına neden olabilir. Sağlıklı modellere şahit olamadan büyüyen çocuklar için kendi evliliklerinde yeni yapıya uyumları da ciddi bir farkındalık gerektirecektir. Sürekli kavga ve geçimsizlik ortasında büyüyen çocukların ruhsal dengesi de bozulmaktadır.
III. Din, mezhep ya da kültür farkları
Evlilik birliğinin korunmasını, boşanmanın yasaklanmasını öngören dini inanca sahip kişiler daha az boşanmaktadır. Ayrıca farklı din ve mezhepten olanlar evlilikte dengesizlik ve boşanma sorunlarıyla daha fazla karşılaşılır. Özellikle çocuklar olduktan sonra, onların yetiştirilme tarzı, konacak isime kadar problem oluşturabilmektedir.
IV. Erken ya da geç yaşta yapılan evlilikler
Erken yaşlarda, yeteri kadar olgunlaşmadan alınan evlilik kararları yanlış sonuçlar doğurabilmektedir. Daha çocuk denebilecek yaşlarda evlilik ve anne baba sorumluluğunu almak ağır gelmekte, bu durum sağlıksız nesillerin yetişmesine yol açmaktadır.
Otuz yaşından sonra yapılan evlilikler de boşanma riskiyle karşı karşıyadır. O zamana dek yalnız yaşayan kişi, evlilikle gelen bağımlı yaşama birden bire uyum sağlayamayabilir. Yalnız yaşamın verdiği birtakım alışkanlıkların kemikleşmiş olması, evliliğin gerektirdiği “karşılıklı bağlı” ilişkinin kurulmasını olumsuz yönde etkilemektedir. Ayrıca ileriki yaşlarda evlenecek kişilerin, evlenecekleri kişi ve evlilik ilişkisine yönelik üst düzeyde beklentileri olabilir. Evlilikte bu beklentilerden ödün verilmezse boşanma riski artabilir.
V. Tüketim toplumu olmanın ilişkilere yansıması
Yaşadığımız çağ teknolojik gelişmelerin hızlı olduğu, her şeyin yenisinin, yeni modelinin sürekli değiştiği ve almaya yönelik talebin arttığı bir süreçtir. Tamir ettirmek yerine yenisini almanın daha ucuza geldiği bir zamanda, ilişkiler de emek verilmek, tamir edilmek yerine bitiriliyor. Boşanma sayısının son yıllarda artmasının en önemli sebeplerinden biri de ilişkilerin de her şey gibi çabuk ve hızlı tüketilmesidir.
VI. Eşler arasındaki cinsel sorunlar
Toplumumuzda sıkça karşılaşılan cinsel sorunlar genellikle daha önce, hatta çocukluk döneminde yaşanan problemlerle ilişkili olabildiği gibi, aile içinde cinsel bilgilerin ebeveyn tarafından doğru bir şekilde öğretilmeyip, kulaktan dolma yanlış bilgilerden edinilmesi ve korkutulması ile gelişebilmektedir.
VII. Aile büyükleri ile aynı evde oturma
Kimi evliliklerde bu konu büyük bir sorun haline gelebilir. Kuşkusuz, burada aile büyüklerinin ve eşlerin tutumları oldukça etkilidir. Bu durum aile büyüklerinin çocuklarının hayatlarına fazla müdahale etmesi, aile hayatının çok göz önünde olması gibi sorunlar oluşturabilir ve evliliği daha tam anlamıyla yaşanmadan bitişe sürükleyebilir. Ebeveynden duygusal açıdan sağlıklı ayrılamayan çocuklar, eşlerine ve evliliğe uyum sağlamakta güçlük çekebilirler. Çok yakın oturma, aynı binada oturma gibi durumlar sağlıklı sınırlar koymak açısından kaygan bir zemin oluşturur. Eşler kendi düzenlerini kurmakta ve yürütmekte zorlanırlar. Ülkemizde evliliklerin bitiş nedenleri arasında en sık rastlanan sebeplerden biri de eşlerin aileleri kaynaklı olmaktadır. Senin ailen, benim ailem çatışmaları ve bu konudaki rekabet anlayışı boşanmayla sonuçlanabilmektedir.
VIII. Kadın erkek rollerinin birbirine karışması
Ev içindeki rollerin paylaşımında oluşan değişiklikler eşler arasında sorun oluşturabilir. Kadının çalışma hayatında yoğun olarak yer alması, dışarıdaki hayatın onu daha maskülin bir karaktere sürüklüyor olması problem oluşturmaktadır. Son zamanlarda çalışmayan erkek modelinin de artmasıyla birlikte kadın ve erkeğin aile içindeki rolleri ve duruşları da değişmiştir. Ailedeki rollerin birbirine karışması ya da her iki rolünde kadının üzerinde olması ilişkideki tahammülsüzlüğü ve sorunları artırmaktadır.
IX. Kırsal/kentsel kesimde yaşamanın etkisi
Yapılan araştırmalara göre kırsal kesimlerde boşanma oranı daha düşüktür. Bunun bir nedeni; kırsal kesimde sosyal kontrolün kentlere göre daha fazla olması ve evli çiftlerin davranışlarının daha dikkatle incelenmesi ve birtakım sosyal normların çiğnenmesine karşı daha net tutumlar geliştirilmesidir. İkinci bir nedeni ise; kırsal kesimde yaşayan kadınların, kentsel kesimde yaşayan kadınlara göre ekonomik olarak eşlerine daha bağımlı olmasıdır. Ayrıca köyden kente yapılan göçler de evlilik dengesini olumsuz yönde etkiler ve bu gerilim boşanmalara neden olabilir.
X. Narsistik kişilik yapısı
Bu çağın insanının kişilik yapısındaki değişimler evlilikteki kadın erkek ilişkisine de yansımaktadır. Tüketimin ve modern çağın bir sonucu olarak kişiliklerde de deformasyon oluşmakta, insanlar bencilleşmekte ve benlik algıları farklılaşmaktadır. Narsisizm çağı olarak adlandırılan bu süreçte, karşısındakini görme, empati kurma, değer ve zaman verme, fedakarlık yapma, şefkatli olma gibi kavramlar da önemi yitirmiştir. Bu da evliliklere olumsuz olarak yansımaktadır.
XI. İletişimsizlik
İletişimsizlik, eşler arasındaki uyumun bozulmasına ve çoğu küçük sorunun büyük krizlere dönüşmesine neden olan en önemli etkendir. Başlıca iletişimsizlik problemleri şöyle sıralanabilir:
* Karşıdaki kişiyi iyi dinlememe, ona kendini ifade imkânı tanımama.
* Eşine karşı aşırı müdahaleci, baskıcı ve sınırlayıcı davranma. Eşin her davranışını kontrol etmeye çalışma.
* Çok fazla soru sorma, yersiz şüpheler ve kuruntular.
* Gerçek nedenleri bilmeden, öğrenmeden suçlamalarda ve yargılarda bulunma.
* Her durumda, daha önceden olup geçmiş olumsuz ve üzücü olayları gündeme getirme ve hatırlatma.
* Olayları ve eşin hatalarını abartılı bir şekilde ortaya koyma.
* İlgisizlik, küskünlük ve uzaklaşma ile cezalandırma.
* Surat asma, olumsuz beden dili kullanma.
* Aile mahremiyetini bozma, aile sırlarını yabancılarla paylaşma.
* Sık sık eşin akrabaları ve arkadaşları konusunda suçlamalarda bulunma ve olumsuz ifadeler kullanma.
* Sorumlulukları yerine getirmekten kaçınma.
* Karşı taraftan daha fazla fedakârlık ve tavizler bekleme.
XII. Eşlerin kişilik yapılarının birbirine uymaması
Karşı kutuplar başta birbirini çekse de zamanla aradaki aşkın da eski gücünü yitirmesiyle bu farklar göze batmaya ve bireyleri rahatsız etmeye başlar. Eğer eşler birbirleri için bazı özelliklerinden fedakârlık gösteremezse, denge bozulur ve boşanmalar gerçekleşebilir. Farklı kişilik yapıları zaman içinde uyum sağlayamazsa, iletişim problemleri ve sorunlar yaşanmaktadır. Evlilik değişimi ve esnemeyi gerekli kılar. “Ben buyum, değişemem ya da o değiştirsin kendini” demek problemleri çözmek yerine daha da artırır.
XIII. Aldatma ve sanal ortam aldatmaları
Evlilik sürecinde eşe sadık kalmama olarak adlandırılan aldatma, teknolojinin gelişmesiyle farklı boyutlara ulaşmıştır. Özellikle son yıllarda sanal ortam iletişimleri farklı problemleri beraberinde getirmiştir. Sanal ortamdaki iletişimler, evlilik ve eş bulma sitelerinin kontrolsüzlüğü bu durumu pekiştirmiştir. Televizyondaki yayınlanan program ve dizilerin de evlilik dışı ilişkiyi normalleştirmesi, sürecin toplum tarafından da kanıksanmasına yol açmış, bu durumlar toplumun tepkisizleşmesine yol açmıştır. Özellikle son yıllarda artan sanal ortam aldatmaları, eşe ihanetin bir başka şeklini ortaya çıkarmış oldu ve bu durum boşanmaları beraberinde getirdi.
XIV. Eşlerin birbirine yeteri kadar zaman ayırmaması
Gerek iş, gerek çocuklar, gerek başka nedenlerle birbirine zaman ayıramayan ya da ayırmamayı tercih eden çiftlerin evlilikleri boşanmaya bir adım daha yaklaşmış demektir. Bunun sonucu da iletişimsizlik, kopukluk ortaya çıkar ve eşler arası uyum bozulur. Aradaki sevgiye zaman ayrılmadığı ve beslenmediği zaman ilişkide sorunların çıkması daha kolaylaşmaktadır.
XV. Aşırı kıskançlık
Evlilik karşılıklı güvene dayalı olarak ve eşlerin birbirine olan desteği olursa devam edebilir. Aşırı kıskançlık da eşe karşı bu güvenin yeterince olmadığının kanıtıdır ve eşler arası gereksiz çatışmalara ve bağların zayıflamasına yol açabilir. Kıskançlık kontrolden çıktığı ve diğer eşin hayatını çok zorlayacak boyutlara geldiğinde evliliğe zarar verebilmektedir.
XVI. Eşlerden birinin psikolojik sorunlarının olması
Eşlerden birinin psikolojik sorunlarının olması ya da psikiyatrik bir hastalığının olması eşler arasındaki ilişki, iletişim ve güvene zarar verebilir, diğer eşin ve çocukların da ruh sağlığını olumsuz etkileyebilir.
XVII. Alkol, kumar ve şans oyunlarına düşkünlük
Eğer eşlerden birisi bu tür bir alışkanlık içerisindeyse bunlar maddi, manevi sosyal ve ailesel iletişim sorunlarına yol açabildiğinden evliliği bozmaktadırlar. Bu durumların varlığı çoğunlukla boşanmalara yol açabilmektedir.
Boşanma ve Çocuk
Boşanma sürecinin zorluğu ve yıpratıcılığı kadar, bu durumun çocuklara nasıl anlatılacağı da önemli bir konudur. Eşlerin yeni sürece alışmaları, bu süreci kabullenmeleri, psikolojik açıdan toparlanmaları açısından önemli olduğu kadar çocuklara bu durumun en sağlıklı bir şekilde söylenmesi de konunun en hassas muhtevasını oluşturur.
Eşler açısından alışılmış olan hayat tarzındaki değişiklikler, eşle yaşanan tatsız ve acıtıcı olaylar, çevrenin ve ailelerin müdahalesi, sürekli sorulan sorularla baş etmek ve tekrar bir düzen kurmak gerçekten zaman alır. Eşlerin yeni bir düzen kurmaları için belli bir süreye de ihtiyaçları vardır.
İlk zamanlar duygular karışık olduğu için sağlıklı düşünmekte ve karar vermekte güçlükler olabilir. Çoğu zaman ortama, öfke ve belirsiz duygular hâkimdir. Bu sürecin eşler ve çocuklar açısından zararsız atlatılması pek mümkün değildir. Sonuçta yaşanan durumun kendisi zor ve travmatik bir nitelik taşır.
Eşler, birbirlerine olan öfkelerinden dolayı, bazen çocukları fark edemeyebilirler. Ya da verdikleri tepkilerle onlara zarar verebilir, korkularını arttırabilirler. Çocukların yanında eşlerin birbirini kötülemesi, suçlaması, olumsuz taraflarını çocuklara anlatması, onların yüreğinde ve zihinlerinde kalıcı izler bırakır. Oysa ki, “Çocuğun tarafı olmaz, çocuğun tarafında olunur.”
Ondan taraf tutmasını, tercih yapmasını beklemek ve talep etmek ona haksızlık olur. Çünkü çocuklar anne ya da babalarından birini tercih etmek zorunda kalmak istemezler. Her ikisini de görmek, her ikisini de sevmek ve her ikisi tarafından sevilmek isterler.
Kaybetme korkusunun yoğun olduğu okul öncesi yaştaki çocuklarda, boşanma sonrasında, bazı davranış bozukluklarıyla birlikte kaybetme korkusu da yerleşir. Birlikte yaşadığı ebeveynin de bir gün onu terk edip gideceğinden korkar ve kaygı duyar. Okula ya da bir başka yere gitmek istemez. Bir yerde yatıya kalmaya çekinir. Aklı fikri bu duyguda olduğu için, yaptığı şeylere konsantre olamaz. Hatta uykuları bile sık sık bölünür. Uyku ve yemek problemleri de yaşanabilir. Korkulu rüyalar görme, ağlayarak uyanmalar artabilir.
Çocuklara bu kararın nasıl açıklandığı ve hangi kelimelerin kullanıldığı da çok önemlidir. Açıklama yaparken kullandığımız kelimeler diğer eşe yönelik suçlayıcı bir muhteva taşımamalıdır.
Bu sebeple, çocukla konuşurken, anne babanın onu çok sevdiği, her ikisi için de çok özel olduğu, hayatı boyunca ihtiyacı olduğunda hep yanında olacakları öncelikle söylenmelidir. Sonrasında anne babanın bazı konularda anlaşamadığı, bu yüzden de artık aynı evde oturamayacakları ifade edilmelidir.
Arkasından bunun kendisiyle hiçbir ilgisinin olmadığı, onun suçu bulunmadığı, istediği zaman diğer ebeveynini görebileceği, onunla vakit geçirebileceği de dile getirilmelidir. Çünkü okul öncesi yaştaki çocuklar boşanma olayıyla ilgili kendilerini suçlayabilirler. Ben yaramazlık yaptığım için, onları üzdüğüm için boşanıyorlar diye düşünebilir.
Boşanma sonrasında çocuğun yaşadığı evde kalması ve günlük aktivitelerine aynen devam etmesi, sürecin atlatılmasında yardımcı olacaktır. Okula gidiyorsa devam etmesi, arkadaşlarıyla oynaması, faaliyet ve resim yapması faydalı olacaktır. Meşgul olan çocuk, acısı ve korkularıyla baş etmeyi daha kolay öğrenir. Çocuk için diğer ebeveynin evinde de bir oda ayrılması sağlıklı olur. Çocuk gidip geldiğinde oraya aidiyet konusunda zorlanmaz.
Çocuklarla boşanmayla ilgili konuşmaya karar verildiğinde;
- İki ebeveynin de sevgisinin süreceği konusunda güven vermek,
- Kesinlikle suçlu olmadığını belirtmek,
- Hayatında olabilecek değişiklikleri net olarak açıklamak önemlidir.
Yapılması gerekenler;
Bütün çocuklarla aynı anda konuşulmalı, direkt olunmalı, dürüst olunmalı, çocuk, hisleri hakkında konuşması için yüreklendirilmeli, çocuğun endişeleri dikkatle dinlenmeli, boşanmanın onun hatası olmadığı sıkça tekrarlanmalı ve iki ebeveynin de onu çok sevdiği ve her zaman seveceği anlatılmalıdır.
Boşanma Sonrası Kadınların Karşılaştığı Sorunlar
Boşanmış kadınların karşı karşıya oldukları sorunlar yakınlarının yanı sıra toplum tarafından da desteklenmelerini gerektirecek yoğunluktadır. İlk sırada ekonomik sıkıntı vardır. Nafaka ile ilgili sorunlar, akrabaların desteğinin yetersiz kalması, kazandıkları paranın yetersiz oluşu alt sosyo-ekonomik düzeydeki kadınların sıkıntı çekmelerine sebep olur. Kendisinin ve çocukların ihtiyaçlarını karşılamada yaşadığı zorluklar kadını daha da sıkıntıya sokmaktadır. Yaşadığı duygusal travmayı aşmaya çalışırken, maddi sorunlarla uğraşmak ise durumu zorlaştırmaktadır.
İkinci sırada çocuklara ilişkin sorunlar vardır. Bu sorun çocukların geleceğinin belirsizliğini, onların sorunlarını ve onlara duyulan özlemi kapsar. Ekonomik sıkıntıda olan kadın çocuklarının geleceği için endişelenebilir. Bunun yanında babanın ‘otorite’ figürü olması kadını hem ‘anne’, hem de ‘otorite’ figürü olma konusunda endişelendirebilir. Çocukların sorularına sağlıklı cevaplar verme, bu arada eski eşle çocuklara dair konularda iletişim kurmada yaşanan sorunlar kadının günlük hayatına ve psikolojik durumuna da zarar vermektedir.
Yalnızlık da önemli sorunlardandır. Yalnızlık büyük oranda eski arkadaşlık bağlarının gevşemesi ya da kopmasıyla, akraba desteğinin yetersiz kalmasıyla ilişkilidir. ‘Eş’ kimliğinden yoksun kalan kadın kendini amaçsız, yararsız görebilir. Bu yalnızlığını da arttırabilir. Tekrar bir rol edinme, kendini yeterli ve değerli görme duygusunu kazanıncaya kadar kendi içinde yaşadığı sorular ve çelişkiler de olabilir.
Sonuç :
Son yıllarda boşanma oranlarının artması, aile düzeninin ve birliğinin giderek bozulması toplumsal deformasyonu da beraberinde getirmektedir. Yetişen yeni nesillerin ruh sağlığı ve kişilik gelişimleri açısından yeterli ve dengeli olmaları, aile düzeninin sağlıklı ve huzurlu olmasıyla mümkündür. Risale-i Nur’da bu konuya dair çözüm önerileri dikkat çekicidir.
Bediüzzaman Said Nursî (r.a.) Lem’alar Risalesi  24. Lem’a’ da Müslümanların sığınağı ve cenneti olarak nitelediği aile hayatının bozulması karşısında çare olarak İslâmiyet dairesi içerisindeki dini terbiyeyi önermekte ve evliliğin kalıcı olabilmesinin yollarını göstermektedir. Buna göre;  
Eşler birbirlerine olan sevgilerini beş on senelik geçici güzellikler üzerine bina etmemelidir. “Belki, kadınların hüsn-ü cemâlinin en güzeli ve daimîsi, onun şefkatine ve kadınlığa mahsus hüsn-ü sîretine sevgisini bina etmeli -tâ ki, o biçare ihtiyarladıkça, kocasının muhabbeti ona devam etsin. Çünkü onun refikası, yalnız dünya hayatındaki muvakkat bir yardımcı refika değil, belki hayat-ı ebediyesinde ebedî ve sevimli bir refika-i hayat olduğundan, ihtiyarlandıkça daha ziyade hürmet ve merhametle birbirine muhabbet etmek lâzım geliyor.” demektedir.
Yine Bediüzzaman Said Nursî (r.a.)’ın şu sözleri, ebedi sürecek bir muhabbetin ve kalıcı bir evliliğin ipuçların sunmaktadır :
 “Bahtiyardır o adam ki, refika-i ebediyesini kaybetmemek için saliha zevcesini taklit eder, o da salih olur.
Hem bahtiyardır o kadın ki, kocasını mütedeyyin görür, ebedî dostunu ve arkadaşını kaybetmemek için o da tam mütedeyyin olur, saadet-i dünyeviyesi içinde saadet-i uhreviyesini kazanır.
Bedbahttır o adam ki, sefahete girmiş zevcesine ittibâ eder, vazgeçirmeye çalışmaz, kendisi de iştirak eder.
Bedbahttır o kadın ki, zevcinin fıskına bakar, onu başka bir surette taklit eder. Veyl o zevc ve zevceye ki, birbirini ateşe atmakta yardım eder. Yani, medeniyet fantaziyelerine birbirini teşvik eder.”
Özet :
Son yıllarda boşanma oranlarının artması, aile düzeninin ve birliğinin giderek bozulması, toplumsal deformasyonu da beraberinde getirmektedir. Yetişen yeni nesillerin ruh sağlığı ve kişilik gelişimleri açısından yeterli ve dengeli olmaları da, aile düzeninin sağlıklı ve huzurlu olmasıyla mümkündür. Bu çalışmada çağımızın önemli problemlerinden biri olan boşanmaların nedenleri üzerinde durulmakta ve çözümler sunulmaktadır.


Hiç yorum yok:

basmalah_sparkling

Arama Motoru / Search