Pazartesi, Aralık 28, 2009

Duanın Kabul Edildiği Bazı Mekanlar

Dua için, kabul edilmesinin umulduğu bazı mekânlar (yerler) vardır.
a) Mescid-i Haram
b) Mescid-i Nebevi
c) Mescid-i Aksa
Mesela:
1- Kâbe görüldügü ân,
2- Üç büyük mescid görüldüğü ân,
3-En’am suresinin 124 cü ayetinde bulunan iki lafzatullah arasında durulup dua edildiği zaman.
4-Tavafta yapılan dua
5- Mültezemde ( Kâbenin kapısında) yapılan dua
6- Zemzem kuyusunun yanında
7-Zemzem suyunu içerken
8- Safâ ve Merve tepeleri üzerinde
9- Safâ ile Merve arasında sa’y yaparken
10- Makamı İbrahimin arkasında
11- Arafatta
12- Müzdelifede
13- Minada
14- Üç cemerâtta; Haccda üç yerde şeytana taş attıktan sonra
15- Peygamberler (a.s.) Hazretlerinin kabirlerinin yanında okunan dualar makbuldür.
16- Salihlerin kabirlerinin yanında okunan dualar.
Ehlince bilinen şartlara riayet edildiği zaman, Salihlerin ( Evliyanın) kabirleri yanında yapılan duaların kabul olduğu tecrübeyle sabittir.
Ruhu’l Beyan Tefsiri Tercümesi c.2 sh.(364-365)

Pazar, Aralık 20, 2009

Nisâ Sûresi’ndeki Her Şeyden Hayırlı 8 Âyet

Tercümân-ül Kur’an Lakaplı sahabi Abdullah İbn-i Abbas (r.a) demiştir ki :
‘’Nisa Suresi’ndeki bu 8 ayet dünya ve içindeki her şeyden hayırlıdır. ‘’
(İsmail Hakkı Bursevî (k.s.)Ruhu’l Beyân Tefsiri ,Tevbe Suresi)
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمـَنِ الرَّحِيمِ
يُرِيدُ اللّهُ لِيُبَيِّنَ لَكُمْ وَيَهْدِيَكُمْ سُنَنَ الَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ وَيَتُوبَ عَلَيْكُمْ
وَاللّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
Nisa Suresi 26. Âyet :
Allah size (bilmediklerinizi) açıklamak ve sizi, sizden önceki (iyi) lerin yollarına iletmek ve sizin günahlarınızı bağışlamak istiyor. Ve Allah Teâlâ alîmdir, hakîmdir.
وَاللّهُ يُرِيدُ أَن يَتُوبَ عَلَيْكُمْ وَيُرِيدُ الَّذِينَ يَتَّبِعُونَ الشَّهَوَاتِ أَن تَمِيلُواْ مَيْلاً عَظِيمًا
Nisa Suresi 27. Âyet :
Allah sizin tevbenizi kabul etmek ister; şehvetlerine uyanlar (kötü arzuların esiri olanlar) ise büsbütün yoldan çıkmanızı isterler.
يُرِيدُ اللّهُ أَن يُخَفِّفَ عَنكُمْ وَخُلِقَ الإِنسَانُ ضَعِيفًا
Nisa Suresi 28. Âyet :
Allah sizden (yükünüzü) hafifletmek ister; çünkü insan zayıf yaratılmıştır.
إِن تَجْتَنِبُواْ كَبَآئِرَ مَا تُنْهَوْنَ عَنْهُ نُكَفِّرْ عَنكُمْ سَيِّئَاتِكُمْ وَنُدْخِلْكُم مُّدْخَلاً كَرِيمًا
Nisa Suresi 31. Âyet :
Eğer nehyedilmiş olduğunuz günahların büyüklerinden kaçınırsanız sizden kabahatlerinizi kefaretlendirir ve sizleri bir kerîm mahalle girdirir.
إِنَّ اللّهَ لاَ يَظْلِمُ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ وَإِن تَكُ حَسَنَةً يُضَاعِفْهَا وَيُؤْتِ مِن لَّدُنْهُ أَجْرًا عَظِيمًا
Nisa Suresi 40. Âyet :
Şüphe yok ki Allah zerre miskali zulmetmez ve eğer bir hasene olursa onu kat kat artırır bir de tarafından azîm bir ecir verir (kendi katından büyük bir mükafat verir.).
إِنَّ اللّهَ لاَ يَغْفِرُ أَن يُشْرَكَ بِهِ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذَلِكَ لِمَن يَشَاء
وَمَن يُشْرِكْ بِاللّهِ فَقَدِ افْتَرَى إِثْمًا عَظِيمًا
Nisa Suresi 48. Âyet :
Şüphe yok ki Allah Teâlâ, zât-ı ulûhiyetine şerik ittihaz edilmesini (kendine şirk koşulmasını) mağfiret etmez.Ondan berisini dilediğine mağfiret buyurur. Her kim Allah Teâlâ'ya şerik koşarsa muhakkak pek büyük bir günah ile iftirada bulunmuş olur.
وَمَن يَعْمَلْ سُوءًا أَوْ يَظْلِمْ نَفْسَهُ ثُمَّ يَسْتَغْفِرِ اللّهَ يَجِدِ اللّهَ غَفُورًا رَّحِيمًا
Nisa Suresi 110. Âyet :
Her kim bir kötülük yapar veya nefsine zulüm eder de sonra Allahu Teâla’nın mağfiretine sığınırsa Allahu Teâla’yı Ğafur, Rahîm bulur.
إِنَّ اللّهَ لاَ يَغْفِرُ أَن يُشْرَكَ بِهِ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذَلِكَ لِمَن يَشَاء
وَمَن يُشْرِكْ بِاللّهِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلاَلاً بَعِيدًا
Nisa Suresi 116. Âyet :
Şüphe yok ki,Allahu Teâla, kendisine şirk koşulmasını mağfiret etmez.Ondan berisini ise dilediği kimseye mağfiret buyurur. Ve her kim Allah'u Teâla’ya şirk koşarsa hakikatte pek uzak bir dalâlete sapmıştır .

Nisâ Sûresi 122. Âyet-i Kerîmesi ve Meâli Şerifi

 أَعُوذُ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ اْلعَالَمِينَ وَالصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ عَلٰى رَسُولِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلٰى اٰلِهِ وَ اَصْحَابِه أَجْمَعِينَ
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ
سَنُدْخِلُهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الأَنْهَار خَالِدِينَ فِيهَا أَبَداً
وَعْدَ اللَّهِ حَقّاً وَمَنْ أَصْدَقُ مِنْ اللَّهِ قِيلاً (122)
 سورة النساء (122) التفسير الميسر :
والذين صَدَقوا في إيمانهم بالله تعالى, وأتبعوا الإيمان بالأعمال الصالحة سيدخلهم الله -بفضله-
جنات تجري من نحت أشجارها الأنهار ماكثين فيها أبدًا, وعدا من الله تعالى الذي لا يخلف وعده.
ولا أحد أصدق من الله تعالى في قوله ووعده.

Kur’an-ı Kerîm Nisâ Sûresi 122.Ayet-i Kerimesinin Meâl-i Şerifi :
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın ismiyle.
122- İman edip iyi işler yapanları da altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacağız, orada ebedî olarak kalacaklardır. Bu, Allah'ın gerçek vaadidir. Allah'tan daha doğru sözlü kim olabilir?

Al-Qur’an Al-Kareem Surah An- Nisáa (Women) Verse 122 :
In the Name of Allah, Most Gracious, Most Merciful.
122. (And those who believe and do righteous good deeds, We shall admit them to the Gardens under which rivers flow (i.e. in Paradise) to dwell therein forever. Allah's promise is the truth; and whose words can be truer than those of Allah)

Al-Qur’an Al-Kareem Surat An-Nisaa’ Ayat ke- 122 :
Dengan menyebut nama Allah Yang Maha Pemurah lagi Maha Penyayang
122. Orang-orang yang beriman dan mengerjakan amalan saleh, kelak akan Kami masukkan ke dalam surga yang mengalir sungai-sungai di dalamnya, mereka kekal di dalamnya selama-lamanya. Allah telah membuat suatu janji yang benar. Dan siapakah yang lebih benar perkataannya daripada Allah?

Pazartesi, Kasım 30, 2009

10 şey olmaksızın 10 şeyin faydası olmaz!

1. Günah ve harama düşme endişesiyle şüpheli şeylerden uzak durmadıkça, aklın faydası olmaz.

2. İlim olmadıkça, erdemin faydası olmaz.

3. Allah’a karşı alçak gönüllü bir duyarlılık, sevgi ve ürperti duyguları taşımadıkça kurtulmanın faydası olmaz.

4. Adalet olmadıkça, yönetimin faydası olmaz.

5. Edep olmadıkça, asaletin faydası olmaz.

6. Güvenlik olmadıkça, sevincin faydası olmaz.

7. Cömertlik olmadıkça, zenginliğin faydası olmaz.

8. Kanaat olmadıkça, fakirliğin faydası olmaz.

9. Alçak gönüllülük olmadıkça, yükselmenin faydası olmaz.

10. Allah’ın başarıya ulaştırması olmadıkça çalışmanın faydası olmaz.

Hz. Ömer (r.a.)

Salı, Nisan 14, 2009

Riyazu's Salihin_1328-1329-1330 Nolu Hadisler


بسم الله الرحمن الرحيم وبه نستعين


الحمد لله والصلاة والسلام على رسول الله وعلى آله وأصحابه أجمعين


1328وعن سهْلِ بنِ سعد رضي اللَّه عنْهُ قال :


 قال رسُولُ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم :


« ثِنَتانِ لا تُرَدَّانِ ، أوْ قَلَّمَا تُردَّانِ :


الدُّعَاءُ عِنْد النِّدَاءِ وعِند البأْسِ حِينَ يُلْحِمُ بَعْضُهُم بَعضاً » .


رواه أبو داود بإسناد صحيح .


1328. Sehl İbni Sa'd radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre,


Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:


"İki dua reddolunmaz veya pek nadir reddolunur: Bunlar ezan okunurken yapılan dua ile savaş anında düşmanla boğaz boğaza gelindiği sırada yapılan duadır."


Ebû Dâvûd, Cihâd 39


Açıklamalar :


Duanın daha çok makbul olduğu ve reddolunmayacağı anlar ve mekânlar bulunduğunu Peygamber Efendimiz'in bir çok hadislerinden öğrenmekteyiz. Ezan okunurken veya kâmet getirilirken yapılan dualar ile cihad meydanında düşmanla gırtlak gırtlağa gelindiği, her iki tarafın kılıç veya süngüleri ya da herhangi bir savaş aletiyle yüzyüze geldikleri anda yapılan duanın da reddolunmadığını bu hadis  bize haber vermektedir. Ezanın ve kâmetin faziletini, Allah'a bir çağrı oluşunu ve şeytanın onlardan nasıl kaçtığını daha önce ilgili bahiste açıklamıştık. (1035-1043 numaralar arasındaki hadislere bakılabilir). Cihadın ne derece faziletli bir amel olduğunu da bu bahiste yeterince öğrenmiş bulunmaktayız. Şu halde faziletli işler ve ameller anında yapılan dualar daha çok kabule şayandır. Riyazu’s Salihin Kitabımızın dualarla ilgili bölümünde gecenin karanlığı, seher vakti, secde anı ve farz namazların arkası gibi daha bir çok makbuliyet anları ve mekanları olduğunu belirten hadisler göreceğiz. Özellikle 1499-1505 numaralar arasındaki hadislere bakılmalıdır.


Hadisten Öğrendiklerimiz :


1. Duanın daha çok makbul olduğu ve reddolunmadığı anlar ve mekanlar vardır.


2. Duanın reddolunmayıp kabul olduğu anlardan biri de ezan ve kâmet vakti ile savaşta düşmanla boğaz boğaza gelindiği andır.


1329وعَنْ أنسٍ رضي اللَّه عنْهُ قال :


كانَ رسُولُ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم إذا غَزَا قال :


« اللَّهُمَّ أنت عضُدِي ونَصِيري ، بِك أَجُولُ ، وبِك أصولُ ، وبِكَ أُقاتِل »


رواهُ أبو داود ، والترمذيُّ وقال : حديثٌ حسنٌ .


1329. Enes radıyallahu anh şöyle dedi:


Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem gazâya çıktığı zaman şöyle dua ederdi:


" Allahümme ente adudî ve nasîrî, bike ehûlü ve bike esûlü ve bike ukâtilü " Allah'ım! Benim dayanağım ve yardımcım sadece sensin. Senin sayende hareket ediyorum; senin yardımın sayesinde düşmana hücum ediyorum; senin verdiğin güç ve kuvvet sayesinde düşmanla savaşıyorum."


Ebû Dâvûd, Cihâd 90; Tirmizî, Da'avât 121


Bir sonraki hadis ile beraber açıklanacaktır.


1330وعَن أبي مُوسى ، رضي اللَّه عنْهُ ،


أنَّ النبي صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم كانَ إذا خَاف قوماً قال :


« اللَّهُمَّ إنَّا نَجعَلُكَ في نُحُورِهِم ، ونَعُوذُ بِكَ مِنْ شُرورِهِم »


رواه أبو داود بإسناد صحيحٍ .


1330. Ebû Mûsâ radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre,


Nebî sallallahu aleyhi ve sellem bir topluluktan endişe duyduğu zaman şöyle dua ederdi:


" Allahümme innâ nec‘alüke fî nühûrihim ve ne‘ûzü bike min şürûrihim " Allahım! Senin korumanı onlara karşı siper ediniyoruz. Onların şerlerinden sana sığınıyoruz."


Ebû Dâvûd, Vitir 30


Açıklamalar :


Peygamber Efendimiz çeşitli durum ve şartlara göre farklı dualar yapmış ve bunları ashâbına öğretmiştir. Sahâbe-i kirâm da öğrendikleri bu duaları kendilerinden sonraki nesillere öğretip belletmişler ve böylece zamanımıza kadar ulaşmasını sağlamışlardır. Allah onların hepsinden razı olsun. Dualar sadece hadislerde değil, aynı zamanda yüce kitabımız Kur'an'da da yer alır. Kur'ân-ı Kerîm bize daha önceki peygamberlerin dualarını da öğretir. Sevgili peygamberimizin sıkça yaptığı dualar daha sonraki dönemlerde me'sûr, yani Resûl-i Ekrem'den sünnet olarak nakledilen dualar şeklinde hem hadis kitaplarımızın ilgili bölümlerinde hem de dua ile ilgili müstakil eserlerde yer aldı. En yaygın olanlar ve en çok bilinenler dua demetleri olarak, herkesin ezberleyebileceği miktarda küçük kitapçıklar haline de getirildi. Tarikat mensuplarının günlük olarak okumayı itiyat edindikleri dualar da seçilmiş me'sûr dualardan yani Peygamber Efendimiz'in dualarından oluşur. Dilimizde daha çok "dua mecmuası" adı altında gördüğümüz kitaplar da bu sınıfa dahildir. Bütün bunlar şu gerçeği ortaya koyar: Müslümanın her işi, her hâli ve her anı Allah iledir. Çünkü dua Allah'a yakarış, O'na yöneliştir. Böylelikle kişi kendisini emniyette ve Allah'ın koruması altında hisseder ve hayatını buna göre sürdürür. Çünkü kul bu dualarda geçen Allah'ın güzel isimleri sayesinde korunur; onlarla Allah'a sığınır ve onlarla Allah'a yönelir.


Hz.Peygamberimiz'in cihada çıkarken okuduğu duanın ne büyük bir yakarış ve teslimiyet ifadesi olduğunu açıkça görmekteyiz. İnsan ne kadar güç ve kuvvet sahibi olsa, ne kadar harp araç ve gereçlerine sahip bulunsa, Allah'ın desteği ve yardımı olmaksızın zafer kazanması mümkün değildir. Nitekim sayı ve kuvvetçe düşman ordularıyla kıyaslanmayacak derecede az olan nice İslâm ordularının kâfirleri yenip bozguna uğrattığı tarihimizin şehâdetiyle sabittir. Allah'ın yardımı ve desteği olmadan bu savaşların kazanılması mümkün değildir. Düşmanların müslümanlara karşı hazırladığı pek çok hile ve tuzaklar vardır. İnsan bunların her birini hissedip ona göre tedbir almaya güç yetiremeyebilir. Fakat yardımcısı Allah olan bir kimse  ve bir topluluk Cenâb-ı Hakk'ın izni ve inâyetiyle bu hile ve tuzaklardan kurtulur,  kâfirlere üstünlük sağlar. İşte bütün bunların gerçekleşmesine vesile olacak işlerden biri de duadır. Düşmanla savaşmak mecburiyeti hasıl olunca, bize düşen vazife bütün maddî hazırlıkları yapmak, gerekli tedbirleri almak ve bu yönde elden geldiğince gayret gösterip en küçük bir ihmale yer vermemektir. Bu tedbir ve hazırlıklar tamamlandıktan sonra da gönülden ve hâlis bir niyetle Cenâb-ı Hakk'ın yardım ve desteğini talep etmemiz gerekmektedir. Bu sonuncu görev en az birinciler kadar önemli olup, zafere ulaşmanın manevî gücüdür. Cihadla ilgili âyet ve hadislerde bu iki önemli alana aynı şekilde değer vermemiz gerektiği bize öğretilmektedir. Peygamberler de bir beşerdir. Birtakım şerli insanlardan ve onların şerlerinden endişe etmeleri, korku duymaları tabiîdir. Bu onların kahramanlıklarına ve Allah'a karşı sonsuz tevekkül içinde olmalarına aykırı bir durum değildir. Ayrıca insanların ve toplumların başına bu gibi haller geldiğinde ne yapacakları, nasıl davranacakları hususunda onları eğitip öğretmenin de bir vesilesidir. Peygamber Efendimiz bu hususlarda ashâbını ve ümmetini uyarmış ve onlara yol göstermiştir.


Hadislerden Öğrendiklerimiz :


1. Peygamber Efendimiz çeşitli zaman ve mekânlarda, o günün şartlarına uygun çeşitli dualar yapmıştır.


2. Dua, kulun elinden geldiğince tedbir almasına ve gerekli hazırlıkları yapmasına mani değildir.


3. Allah'a tam bir güven ve sarsılmaz bir iman içinde dua edilmelidir.


4. Zorluk, güçlük, sıkıntı ve darlık zamanlarında dua etmek daha faziletlidir.


5. Bir beşer olmaları hasebiyle peygamberlerin de korku ve endişe duymaları tabiîdir.




 

Riyazu's Salihin_1327 Nolu Hadis



بسم الله الرحمن الرحيم وبه نستعين


الحمد لله والصلاة والسلام على رسول الله وعلى آله وأصحابه أجمعين


1327- وعنْ عبْدِ اللَّهِ بن أبي أوْفَى رضي اللَّه عنْهُما أنَّ رسُول اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم في بعضَ أيَّامِهِ التي لَقِي فِيهَا العدُوَّ انتَظر حتى مَالتِ الشَّمسُ ، ثُمَّ قام في النَّاس فقال : « أَيُّهَا النَّاسُ، لا تَتَمنَّوْا لِقَاءَ العدُوِّ ، وَسلُوا اللَّه العافِيةَ ، فإذا لقِيتُمُوهُم فَاصبِرُوا ،


واعلَمُوا أنَّ الجَنَّةَ تَحْتَ ظِلالِ السُّيوفِ » ثم قال :


« اللَّهُمَّ مُنْزِلَ الكتاب ومُجرِيَ السَّحابِ ، وهَازِمَ الأَحْزَابِ اهْزِمهُم وانْصُرنَا علَيهِم »


متفقٌ عليه .


1327. Abdullah İbni Ebû Evfâ radıyallahu anhümâ' dan rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem  düşmanla karşılaştığı günlerden birinde güneş batıya meyledinceye kadar bekledi. Sonra ashâbın arasında ayağa kalktı ve:


"Ey müslümanlar! Düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyiniz; Allah'tan afiyet dileyiniz. Fakat düşmanla karşılaşınca da sabrediniz. Biliniz ki cennet kılıçların gölgesi altındadır" buyurdu.


Resûl-i Ekrem sonra sözüne devamla şöyle dua etti:


"Ey Kur'an'ı indiren, bulutları gökyüzünde gezdiren ve düşman saflarını darmadağın eden Allah'ım! Şu düşmanları perişan et ve bizi onlara karşı muzaffer kıl."


( Buhârî, Cihâd 112; Müslim, Cihâd 20. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Cihâd 89 )


Açıklamalar :


Düşmanla karşılaşmayı temenni etmek, bunu arzulamak, savaşı temenni edip arzulamak anlamına gelir. Müslümanların böyle bir tavır içinde bulunmaları düşünülemez. Çünkü dinimizde asıl olan sulh ve sükûn halinin devamıdır. Savaş gelip geçici bir durum olup, zaruret halinde başvurulan ve bazı kere kaçınılması mümkün olmayan bir haldir. Düşmanla karşılaşmayı temenni etmenin bir başka sebebi de, ona karşı üstünlük taslamak, kendine aşırı derecede güven duygusu içinde olmak,  gücüne ve kuvvetine güvenmektir. Oysa bunların her biri dinimizde hoş görülmeyen hasletlerdir. Ayrıca zulmün çeşitlerinden biridir. Allah zulmün her çeşidini yasakladığı gibi, mazluma yardıma da kefildir. Bir başka açıdan  bakılınca  düşmanı hafife alıp hiçe saymak, onunla alay etmek anlamına da gelir. Bu ise ihtiyat hâli ve tedbiri elden bırakmama prensibine aykırıdır. Nitekim Huneyn Gazvesi'nde müslümanlara kendini beğenme ve böbürlenme duygusu hakim olmuştu. Bu durum onların savaşın başında bozguna uğramalarına sebep oldu. Sonradan kendilerine geldiler, bu sayede Allah'ın yardımı onlara  yetişti ve büyük bir hezimetten kurtuldular. Bundan alınacak ders şu idi: Mü'minler, bu günün tabiriyle en teknik ve modern silahlara ve üstün vurucu gücü bulunan  ordulara da sahip olsalar, kendi güç ve kuvvetlerine değil, daima Allah'a güvenmelidir. Çünkü O'nun gücü karşısında durup tutunacak bir başka güç olamaz.


Müslümanlar şayet bir temennide bulunacaklar ve Allah'tan bir şey isteyeceklerse, âfiyet istemelidirler. Allah'tan âfiyet temenni etmekle ilgili pek çok hadisler vardır. Âfiyet, bedene ait bütün iç ve dış hastalıklarla, din, dünya ve âhirete ait tüm kötülüklerden ve arzu edilmeyen şeylerden kurtulmayı dilemektir. Bu dilek ve temennilere rağmen, düşmanla karşılaşıp savaşmak zorunda kalmak, kaçınılmaz bir netice olarak karşımıza çıkabilir. İşte o zaman müslümanlara düşen görev artık sabredip, kararlı bir tarzda düşmanın karşısında metin bir kale gibi durmak olmalıdır.


Sabır, dinimizin en önemli disiplinlerinden biridir. Sabır imtihanı da en zor imtihanlardandır. Belâ ve musibetlere sabır hususunda herkes bir değildir. Bu sebeple olmalıdır ki Hz. Ebû Bekir: "Bana göre âfiyette olup şükretmem, imtihana tabi tutulup sebretmemden daha makbuldür" demiştir. Açıklamakta olduğumuz bu hadîs-i şerîf düşmanla karşılaşma mukadder olunca, onların karşısında sabırla savaşmaya teşvik etmektedir. Çünkü savaşın en temel esası ve zafere ulaşmanın şartı sabırdır.


Kur'ân-ı Kerîm'in Enfâl Sûresi’ndeki şu âyetleri savaş âdâbını ihtivâ etmesi açısından bizim iyice düşünmemiz gereken yüce hikmetler ihtivâ eder:


بسم الله الرحمن الرحيم


يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إِذَا لَقِيتُمْ فِئَةً فَاثْبُتُواْ وَاذْكُرُواْ اللّهَ كَثِيرًا لَّعَلَّكُمْ تُفْلَحُونَ


" Ey imân edenler! Bir tâife ile karşılaştığınız zaman artık sebat ediniz ve Allah Teâlâ'yı zikrediniz. Tâ ki felâh bulasınız. "


وَأَطِيعُواْ اللّهَ وَرَسُولَهُ وَلاَ تَنَازَعُواْ فَتَفْشَلُواْ وَتَذْهَبَ رِيحُكُمْ وَاصْبِرُواْ إِنَّ اللّهَ مَعَ الصَّابِرِينَ


" Ve Allah Teâlâ'ya ve Resûlüne itaat edin ve ihtilâfta bulunmayın, sonra devletiniz gidiverir ve sabrediniz. Şüphe yok ki Allah Teâlâ sabredenler ile beraberdir. "



وَلاَ تَكُونُواْ كَالَّذِينَ خَرَجُواْ مِن دِيَارِهِم بَطَرًا وَرِئَاء النَّاسِ وَيَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ اللّهِ


وَاللّهُ بِمَا يَعْمَلُونَ مُحِيطٌ


" Ve o kimseler gibi olmayınız ki yurtlarından çalım satarak ve nâsa gösteriş yaparak ve Allah yolundan menederek çıktılar. Allah Teâlâ ise ne yaptıklarını tamamıyla kuşatıcıdır. "  [Enfâl sûresi, 45-47.Ayet-i Kerîme Meâli]:


Hayatımızın her alanında sabra ihtiyacımız varsa da, Allah yolunda cihad, sabrın en çok  gerektiği yerdir. Çünkü dünyada elde edilen  zaferi, nefisle mücâhedeyi ve âhirette cenneti kazanma alanı cihad meydanıdır. Bu sebeple Resûl-i Ekrem Efendimiz, cennetin kılıçların gölgesi altında olduğunu burada bir kere daha hatırlatmışlardır. Daha önce 1305 numaralı hadisi açıklarken bunun mahiyetine işaret etmiştik. Kitabımızın 26 ile 54 numaralı hadisleri arasında da sabır bahsi etraflıca ele alınmıştı.


Dua, mü'minin en önemli silahıdır. Çünkü dua, Allah'ı davet edip hâlini ona arzetmek ve yardımını niyâz etmektir. İnsan, her zaman Allah'a muhtaçtır ve her insanın duaya ihtiyacı vardır. Onun için bütün dinlerde doğru veya yanlış dua geleneği vardır. Fakat cihad gibi bir can pazarında dua daha çok önem kazanır. Bu sebeple Resûl-i Ekrem Efendimiz ashâbına cihadın duasını da öğütleyip öğretmiştir.


« اللَّهُمَّ مُنْزِلَ الكتاب ومُجرِيَ السَّحابِ ، وهَازِمَ الأَحْزَابِ اهْزِمهُم وانْصُرنَا علَيهِم »


"Allahümme münzile'l-kitâbi ve mücriye's-sehâbi ve hâzime'l-ahzâbi ihzimhüm ve'nsurnâ aleyhim"


"Ey Kur'an'ı indiren, bulutları gökyüzünde gezdiren ve düşman saflarını darmadağın eden Allah'ım! Şu düşmanları perişan et ve bizi onlara karşı muzaffer kıl."


Resûlullah (s.a.v) Efendimiz bu duâyı Hendek Gazvesi'nde öğretmişti.


Hadisten Öğrendiklerimiz :


1. Düşmanla karşılaşmayı ve savaşı temenni etmemek gerekir.


2. Kaçınılmaz olarak savaş başa gelince, sabretmek ve cihadı en mükemmel şekilde yapmak üstün bir fazilettir.


3. Sabır, zafere ulaşmanın temel şartıdır.


4. Allah'tan âfiyet dilemelidir. 


5. Dua mü'minin en önemli silahıdır ve insanın her zaman duaya ihtiyacı vardır.


6. Cihad meydanı duaya en çok muhtaç olduğumuz yerlerden biridir.

basmalah_sparkling

Arama Motoru / Search